Takıntıların Nedenleri Ve Tedavisi

0
200

Obsesif Kompülsif Bozukluk Nedir?

İnsanın düşünceleri, duyguları, tavırları, davranışları ve güdüleri ve beyindeki merkezler tarafından yönetilir. Bu nedenle insanın davranış ve duyguları çeşitli sebepler yüzünden değişime uğratıldığı zaman, beyindeki ilgili bölgelerde de değişim meydana gelir. İnsan mutlu olduğunda serotonin, coşkulu olduğunda dopamin, heyecan anında da adrenalin salgılar.

Depresyon durumunda ise beyinde bulunan serotonin, dopamin ve noradrenalin hormonlarının düzeyerinde ve işeyişinde düzensizlikler meydana gelir. İnsanda obsesif kompülsif bozukluk oluştuğunda ise, beyindeki serotonin hormonu düşük salgılanır ve beyindeki diğer kimyasallarla olan işleyişinde bozukluklar meydana gelir. Bu kimyasal maddelerin görevi, beyindeki iletileri bir bölgeden alıp başka bir bölgeye taşımaktır.

Kimyasal maddelerdeki denge bozukuğundan veya yanlış etkileşimden dolayı mesajlar ya iletilmez, ya tekrarlanarak iletilir ya da karıştırılarak farklı iletilir. Örneğin, kişi, kapıyı kilitlediğine dair eylemlerini hatırlamaya çalışır; ancak beyindeki kimyasallardaki işleyiş bozukluğundan kaynaklı o anın görüntülerini kişinin zihninde canlandıracak veya hatırlamasını sağlayacak bilgiler gelmez. Çünkü ileti kaybolmuştur. Bu yüzden kişi, kapıyı kilitleyip kilitlemediğinden emin olamaz ve tekrar tekrar kontrol etme ihtiyacı hisseder.

İletileri taşıyan kimyasallar mesajları karıştırınca; birilerine zarar verme, zarara uğrama, her şeyi belli bir düzene sokma, kızarıncaya kadar ellerini yıkama, her şeyi simetrik ve düzenli bir şekilde düzeltme, aids yada kanser olduğu düşüncesi vb. endişelere kapılır. İletiler tekrarlandığında ise, kişi bazı sayılan belli bir düzende, bazı sözleri aynı biçimde ve birçok davranışı aynı kalıplarda tekrar etme gereksinimi duyar.Örneğin: Plaka numaralarını toplama, yoldan geçen arabaları sayma, gömleklerin düğmelerini sayma gibi.
Depresyon, şizofreni, takıntı gibi ruhsal hastalıklar tümüyle bedensel temelli değildir. Ruhsal hastalıkların temelinde genetik yatkınlık, kişilik özellikleri ve bebekliğe kadar uzanan çevresel etmenlerde etkilidir.

Çocukluk çağında ortaya çıkan takıntı hastalığı vakalarının %25 kadarı mikrobik kökenli, geri kalanı ise psikolojik kaynaklıdır. Takıntı hastalığının oluşumunda genetik yatkınlığın etkisi oldukça fazladır. Ancak takıntı hastalığının sebebi konusunda kesin bir bilgi yoktur. Kimi çevreler tamamen bedensel kaynaklı olduğunu söylerken, bazıları da özellikle psikolojik kaynaklı olduğunu savunurlar.

Takıntı bozukluğunun oluşumunu sebep olan etmenlerin bebeklik dönemine kadar dayandığı düşünülmektedir. Özellikle çok titiz, kuralcı ve baskıcı eğitimin baskın olduğu ortamlarda yetişen çocuklarda takıntı hastalığına rastlanır. Bebek ve çocukken verilen eğitiminin çok sıkı tutulması, çocuğun şiddet görmesi, çocuğa sürekli ceza verilmesi OKB’nin nedenleri arasında görülmektedir.

Kimi anne baba aşırı titiz olur; çocuk üzerini ya da evi kirlettiği zaman onu sürekli azarlar, çocuk yemek yerken üstüne dökmemeye, elleriyle yemek yememeye ve evi kirletip dağıtmamaya özen gösterir.Kimi anne de çocuğun altını temizlerken iğrendiğini belirten davranışlarda bulunur. Bazıları ise, çocuğun evdeki eşyalara dokunmasına bile izin vermez. Titizlik gerektiren böyle durumlar, çocuklarda takıntılar oluşmasına sebep olabilmektedir.Çocuğu bağımlı kılmak da obsesif kompülsif bozukluğa neden olabilmektedir.

Bazı ailelerde çocuğun her isteği yapar ve çocuğun yapması gereken sorumlulukları ebeveynler yerine getirir. Örneğin, çocuk büyüdüğü halde kendi başına soyunup giyinemez. Kimi aşırı koruyucu ebeveynler çocuğun mikrop kapmaması veya başına bir kaza gelmemesi için çocuğu sokağa çıkartmaz, yaşıtlarıyla bir araya gelmesine izin vermez. Çocuğa ayıp, günah gibi kavramların gereğinden fazla anlatılması ve sürekli bu konuda uyarılması, takıntıların oluşmasında etkilidir.

Tedavi Süreci
Takıntı hastalığının tedavisinde geçerliliği kanıtlanmış ilaç ve psikoterapi yöntemleri uygulanmaktadır. Bu hastalığın tedavisinde genellikle klomipramin kullanımı tercih edilirken, fluoksetin ve fluvoksaminin içeren ilaçlarda kullanılmaktadır. Bu ilaçlar, serotonin hormonu üzerinde etkili olan antidepresanlardır. Psikolojik tedavi olarak psikanaliz, davranışçı ve bilişsel terapiler uygulanmaktadır.

Günümüzde ağır ve kalıcı yan etkilere yol açmadan ilaç tedavisi uygulamak mümkünse de, bu ilaçlar takıntı hastalarının %50- 70’inde etki göstermektedir. Kalan %30-50’lik hastada ilaçlar, hastayı rahatlatacak seviyede bir düzelme sağlamaz. Davranış terapisi ise, hastaların %80’inde faydalı olmaktadır. Hem ilaç hem de davranışçı psikoterapi birlikte uygulandığında başarı oranı %90’lara kadar çıkabilmektedir.

Çok küçük çocuklara psikoterapi yöntemleri uygulanamayabilir, bu çocuklara ilaç tedavisi önerilir. Bazı durumlarda çocuğun kontrol altına alamadığı şiddetli obsesyonlar ve zihinsel eylemler için ilaç tedavisi zorunlu hale gelir. Psikoterapi uygulamanın kısıtlı olduğu durumlarda da sadece ilaç tedavisi uygulanır. Çocukta hafif düzeyde görülen ve yeni başlayan takıntılara karşı anne baba önlemler alabilir ve takıntının ilerlemesini durdurabilir, dolayısıyla da ilaç kullanmaya gerek kalmayabilir.

CEVAP VER

veya
Lütfen mesajınızı girin
Lütfen buraya isminizi giriniz