Çocuk dendiğinde aklımıza neşe,
canlılık, bitmek ve tükenmek bilmeyen bir
enerji gelir.
Genellikle çevremizde bu tip çocuklarla karşılaşır ve onların
oyun ve hayal dünyalarını hayretler içinde seyrederiz. Aslında,
çocukları sevimli ve cana yakın kılan da bu özellikleridir.
Ancak, çevresinde olup bitenlere karşı ilgisiz, dış dünya ile
adeta bağını koparmış, kendi dünyasında yaşamaya çalışan
çocuklar da vardır. Bu çocukların en belirgin özellikleri sosyal
ilişki kurmada yaşadıkları güçlüklerdir. Bu nedenle, bebeklik
dönemi sonrasında bu çocukları toplum içinde hemen fark
edebilirsiniz. Etraflarında örülü o kalın duvarı aşmak, ya da
deyim yerindeyse içinde yaşamakta oldukları örülü hayatlarına
küçücük bir pencere açabilmek için hayli zorlanacağınız bu
çocuklara OTİSTİK ÇOCUKLAR denmektedir.
“Otizm” kavramını ilk kez Leo Kanner (1943) Tıp literatürüne
kazandırmıştır. 1944 yılından itibaren dünyada farklı bir engel
grubu olarak nitelendirilen Otizm, haliyle Otistik bireylerin
mevcut eğitim öğretim ortamlarından yararlanmalarına engel olan
bir rahatsızlık türüdür.
Genel olarak bireylerde toplumsal etkileşim ve iletişimin önemli
ölçüde bozuk ve anormal gelişimi ile ilgi ve etkinliklerin
belirgin sınırlılığı gibi özelliklerle kendini gösteren ve üç
yaşından önce:
Toplumsal etkileşim,
Toplumsal iletişimde kullanılan dil,
Sembolik ya da imgesel oyun, vb.
gibi alanlardan en az birinde baş gösteren gecikme ya da anormal
işlevlere sahip yaygın gelişimsel bozukluğa “Otizm” denmektedir.
Otizm, çocuklarda beyin sistemindeki fizyolojik fonksiyonların
ve kimyasal dengenin bozulmasıyla, üç yaşından önce ortaya çıkan
yaygın gelişimsel bir bozukluktur. Bu bozukluk, çoğu kez genetik
nedenlere bağlı olarak da ortaya çıkabilmektedir.
A- “OTİZM”İN BELİRTİLERİ
Otizmin belirtilerini kısaca:
Dil gelişimi bakımından,
İletişim bakımından,
Sosyal beceriler bakımından,
Davranış ve aktiviteler bakımından
olmak üzere 4 ana grupta incelemek mümkündür.
Otistik bir çocukta yukarıdaki temel belirtilerin tümü birden
oluşmayabilir. Genellikle erken tanı ve disiplinli bir tedaviyle
otistik çocukların normal bir okula devam edebilmeleri her zaman
mümkün olabilmektedir. Bunun dışında, otizm tanısı konmasa bile,
kısmen otizmin belli semptomlarını gösteren çocuklara da
rastlanabilmektedir. Bu semptomları yansıtan çocukların da belli
gelişim alanlarında ister istemez bazı problemlerin var
olduğu/olabileceği düşünülmelidir. Söz konusu gelişim
alanlarının öncelikle eğitimciler ya da aileler tarafından
uygulanabilen eğitim programlarıyla desteklenmesi gerekir. Bu
tip sorunu olan çocukların aileleri, belirli aralıklarla gelişim
kontrolleri yaptırarak, sorunlu alanlardaki geriliği ve
gelişmeyi izlemeli ve bu alanları nasıl destekleyebilecekleri
konusunda profesyonel yardım almalıdırlar.
1- Bebeklerde Otistik Belirtiler Ne Zaman başlar?
Genellikle bebekliğin ilk iki yılı içinde otizme ait
belirtilerin başlaması beklenir. Bu belirtiler nadiren daha geç
yaşta da başlayabilir. Otizm belirtileri çocuğun yaşına ve
gelişim düzeyine göre çok farklılıklar gösterebilir. Bebekliğin
ilk dönemlerinde annelerin bebeklerinde ilk fark ettikleri
belirti; çocuklarının diğer çocuklara nazaran daha az
güldükleridir. Annenin bedensel teması, çocuğunu kucaklaması ve
öpmesi her çocuğun arzuladığı bir işlev olmasına karşın, bu
yaklaşım Otistik çocukları rahatsız eder. Çünkü bu çocuklar
sevilmekten hoşlanmazlar ve çoğu kez tepki gösterirler. Anne ve
babanın seslenmesine karşın cevap vermeyerek tepkisiz kalmaları
ister istemez çoğu aileye “çocuklarının sağır olduğunu” bile
düşündürtmektedir. Çevredeki insanların görünümleri, hareket ve
davranışları onların dikkatlerini çekmez. Dışarıdan
izlendiklerinde, adeta çevrelerinde kimse yokmuş gibi
davranırlar. İnsanlarla göz göze gelmekten kaçınırlar.
Yalnızlığı severler ve yalnız bırakılmaya tepki göstermezler.
Normal çocuklar, uyumadıkları dönemlerde yatakta kalmak istemez
ve annelerinden ilgi beklerler. Ancak otistik çocuklar
uyumadıkları halde saatlerce yataklarında sessizce kalabilirler.
İlk dönemlerde anne ve babayı diğer insanlardan ayırmakta güçlük
çekmelerine karşın, yaşları ilerledikçe anne ve babalarına
bağlılıkları aşırı derecede artabilir ve ayrıldıklarında yoğun
sıkıntı yaşayabilirler.
Otistik çocuklar daha çok konuşma gecikmesi şikayeti ile hekime
getirilirler. Bedensel gelişimi yaşına uygun olan otistik
çocukların konuşması yaşıtlarına göre oldukça geridir. Beş
yaşına geldiklerinde % 50’si ancak tek kelimelerle
konuşabilmektedir. Konuşmayı, ilişki kurmaktan çok
ihtiyaçlarının giderilmesi için kullanırlar. Bir kısmı ise,
ileri yaşlarda bile konuşamaz ya da konuştukları hiç anlaşılmaz.
Otistiklerde konuşma geriliğinin yanı sıra, söylenen sözcükleri
tekrarlama ve kelime uydurma gibi konuşma bozuklukları da
sıklıkla görülmektedir. Konuşmalarındaki bu gerilik ve
bozukluklar onların ilişki kurmadaki zorluklarını bir kat daha
artırır.
Her yaş çocuğu kendi yaşıtlarıyla oynamaktan hoşlanır.
Yaşıtlarıyla bir araya geldiğinde onlarla ilgilenir ve oyun
kurmaya çalışır. Otistik çocuklar ise, hep yalnız olmayı tercih
eder, kalabalığa karışmaz ve hep bir köşede tek başlarına
oynarlar. Kendilerine özel davranış biçimleri (kendi
etraflarında defalarca dönme, tek ayak üzerinde zıplama ve
odanın içinde bir köşeden diğerine koşma gibi amaçsızca
tekrarlanan hareketler, vb.) ile diğer çocuklardan hemen ayırt
edilebilirler. El çırpma, tüm bedeni sallama gibi olağan dışı
beden hareketleri dikkat çekicidir. İlgi alanlarının kısıtlılığı
nedeniyle belirli oyuncaklarıyla hep aynı biçimde ve tekrar
tekrar oynarlar. Evde bulunan bazı nesnelere aşırı ilgi
gösterebilirler. Mekanik aletlere ve dönen nesnelere ilgileri
büyüktür. Bazı nesnelere karşı duygusal olmayan ve bize göre
anlamsız aşırı bağlılıkları bulunmaktadır. Bazen bir parça ip ya
da gazoz kapağı onlar için vazgeçilmez birer nesneye
dönüşmektedir. Hayat içinde olası değişimlere karşı direnç
gösterirler. Ev içinde bir eşyanın yerinin değişmesine izin
vermez, eve alınan yeni bir eşyayı kullanmak istemezler.
Değişime karşı gösterdikleri bu direnç, ailelerinin hayatında
kısıtlamalara neden olabilecek derecede rahatsızlık verici
olabilir. Tepkileri ani ve yersiz olabilir. Öfke patlamaları,
kendine zarar verici davranışlar ya da uygunsuz sevinç nöbetleri
gözlenebilir. Yaş ilerledikçe çocuğun çevresiyle aktif ilişkiye
girmesi artabilir ancak bu kez belirtilen ilişkilere sınır
koyamama gibi “uygunsuz davranışlar” söz konusu olabilmektedir.
Zekası normal olan otistik çocuklarda -daha ileri yaşlarda-
önceden olan olayları detaylı hatırlama ve akılda tutmalar
görülebilir.
Yukarıda da belirtildiği gibi, otistik çocukların aileleri
tarafından hekime ilk götürülme nedenleri genellikle
konuşmalarındaki gecikmedir. Oysa, “çocuğun dış dünyaya
kapalılığı” daha ilk bebeklik yılı içinde ilgili bir anne
tarafından fark edilebilir. Kendisi ile dış dünya arasında kalın
bir duvar bulunan otistik çocuklar annelerinin gösterdiği sevgi
ve ilgiye büyük ölçüde kayıtsız kalırlar. Bir annenin bunu fark
etmemesi mümkün değildir. Ancak, çocuğuna karşı ilgisiz ve
sevgisini gösteremeyen anneler ile sağlıklı gözlem, algılama ve
muhakemeden yoksun anneler bu bozuk gidişi anlamayabilirler.
Otistik çocukların tamamında olmamakla birlikte bir çoğunda zeka
düzeyleri normalin altındadır. Bu durum, onların genel olarak
işlevselliğini azaltan bir faktördür. Yapılan araştırmalar,
otizmin toplumda yaklaşık 10.000 çocuktan 4’ünde (onbinde dört)
görüldüğünü göstermiştir. Otizm, erkek çocuklarda kızlara oranla
dört-beş kat daha fazla sıklıkta görülür. Otistik çocukların
kardeşlerinde bu hastalığın görülme sıklığı normal çocuklara
oranla daha fazladır. Kısaca, otizmin genetik bir karaktere de
haiz olduğu uzmanlarca dile getirilmektedir.
OTİZMİN NEDENLERİ
Otizmin gelişimsel bir hastalık olduğu düşünülmekte ve nedeni
konusunda araştırmalar hâlâ devam etmektedir. Beraberinde zeka
geriliği ve epilepsi nöbetlerinin de sık bulunması biyolojik
nedenlerin daha ön planda olduğunu işaret etmektedir. Kardeşler
ve ikizler üzerinde yapılan araştırmalar genetik faktörlerin
önemli olduğu hususunu düşündürmektedir.
Uzun yıllar otizmin nedeni olarak anne ve bebek arasındaki
iletişimsizlik konu edilmiş ve bu çocukların annelerine
“çocuklarıyla duygusal ilişki kurmadaki yetersizliklerinden
ötürü” Buzdolabı Anne yakıştırması yapılmıştır. Ancak, daha
sonra aynı anne babadan doğma diğer çocuklarda benzer sorunların
olmaması ve tüm Otistik çocukların annelerinin Buzdolabı Anne
modeline uymaması bu görüşü destekleyen verilerin yetersiz
kaldığı fikrini doğurmuştur. Otistik çocukların/bireylerin
yaklaşık % 25’inde (her dört kişiden birinde) epilepsi
nöbetlerinin de bulunması ister istemez uzmanların dikkatlerini
Nörobiyolojik alandaki aramalara yönlendirmiş bulunmaktadır.
Otizmin, genel olarak genetik faktörlerin yanında doğum öncesi
ve sonrası bazı çevresel etkenlerden kaynaklandığı da sıklıkla
ifade edilmektedir. Son yıllarda ağırlık kazanan diğer bir görüş
ise, “genlere bağlı olarak beyin gelişiminde meydana gelen
sorunlar”ın da otizme yol açabildiği/açabileceği hususudur.
kaynak:orgm.meb.gov.tr