reklamlar

 


HASTALIKLAR

reklamlar

Kemik Veremi

Kemik dokusunun yangısı. Nedenlerine göre mikroplu (enfeksiyonlu), mantarlı (mikotik), asalaklı (paraziter) ve zehirli (toksik) osteit olmak üzere dört tür osteit vardır.

MİKROPLU OSTEİT

Bu tür birkaç çeşittir. En önemlileri birincil ivegen ve süreğen osteomiyelit (kemik iliği yangısı), genel ve yerel enfeksiyonlu ikincil osteomiyelitler, verem mikroplu osteitler, cüzam mikroplu osteitlerdir.

Birincil ivegen ve süreğen osteomiyelitler kemik dokusunda ve ilikte görülen ve çoğunlukla sarı piyojen stafilokoklardan ileri gelen ivegen sınırlı yangılardır. Başka kok çeşidi mikroplar ve koliler de bu yangıyı yapabilir. Bunlara birincil osteomiyelitler denmesinin nedeni, herhangi bir enfeksiyon hastalığı sonucu olmayıp, doğrudan doğruya kana girmiş bir mikroskobik canlının meydana getirdiği bir hastalık olmalarıdır. Mikrop kana küçük bir çizikten, bir sıyrıktan girebilir.

Birincil ivegen osteomiyelit daha çok yeni yetişenlerde, 12-17 yaş arasındaki gençlerde, yani gelişme çağında olup enfeksiyonlara az direnç gösterenlerde rastlanır. Ancak 25 yaşını geçmiş erginlerde ve bebeklerde de görülebilir. Hatta doğum sırasında hırpalanan deriden giren mikropların yaptığı ve yalnız yeni doğmuşlarda görülen bir osteomiyelit de vardır. Bu hastalığın en fazla görüldüğü kemikler uyluk kemiği, kaval kemiği, dirsek kemiği, bilekle dirsek arasındaki önkol kemiği, bacaktaki kaval kemiği, el ve ayağın parmak kemikleridir. Bunlardan başka ayağın aşık, topuk kemiği gibi kısa kemiklerinde, dizkapağı kemiğinde, omurlarda, köprücük kemiğinde, çene kemiğinde de aynı yangı görülebilir.

Kan yoluyla gelip yerleşen mikropların kemik dokusunda meydana getirdikleri aşınmalar kısmen mikrobun yaptığı toksinlerden, kısmen de kemiğin o kesimini besleyen kan damarlarının tıkanmasından olur. Hastalık nedeni olan mikrop, kemik dokusuna toksinleriyle hücum etmekle kalmaz, aynı zamanda o kesime kan gelmesini de önler. Böylece kemik dokusu beslenmemiş ve direncini kaybetmiş olur.

Kemiğin en çok hırpalanan kesiminde çürüme, ölme (nekroz) başlar. Bu kesimi çevreleyen ve daha az hırpalanmış olan kemikler ise, dokuyu yenilemek için bir dürtü alırlar ve burada hücre çoğalması başlayarak doku yenilenir. Ancak sekestrektomi yapılması yani cerrahi yolla yangılı kesimin alınması gecikirse, bu kesimdeki irin çevredeki yumuşak dokulara girer ve dışa doğru yönelir. Yakındaki bir eklemin boşluğuna dökülürse piyartr yani eklemarası irin birikimi olur.

İrin oluşması bu hastalıkta en çok karşılaşılan durumdur. Daha hafif geçen durumlar da vardır; bu durumlarda irin ve çürüme olmayabilir. Ancak bunun tam tersine yani büyük bir hızla bütün kemiği etkisi altına alan yangılanmalara da rastlanır.

Hastalık birden ve şiddetle başlar. Sağlıklı görünen çocukta birden ateş yükselir; üşüme, genel bir rahatsızlık, kusma, güçsüzlük, baş ağrısı, uyuşukluk, bazen sayıklama görülür. Hekim hemen ağır bir enfeksiyon teşhisi koyarsa da, enfeksiyonun nerede olduğu, çocuk, kemiklerinden birinin şiddetli ve sürekli ağrımasından şikayete başlamadıkça anlaşılmaz.

Ağrıyan kol ya da bacağın muayenesinde ilk günlerde yalnız hareket güçsüzlüğü görülür. En ufak harekette hasta büyük acı çektiğinden ağrıyan kemiğini kıpırdatamaz. Daha sonra şiş ve kızarma başlar. Üçüncü aşamada bir fistül, yani yarık başgösterir. Buradan irin akar. İrinle birlikte ufalanmış kemik parçacıkları da dışarı çıkar. Fistülden içeriye bir sonda sokularak ölü kemiğin direnci ölçülür.

Hastalığın sonucu ağırlığına ve yangının yayılma derecesine, etkenin gücüne ve hastanın enfeksiyona gösterdiği direncine bağlıdır. Tedavide her şeyden önce genel septisemiye karşı koyma amaç edinilir. Genellikle penisilin, aureomisin ve teramisin gibi antibiyotikler kullanılır. Bir yandan da kimyasal ilaçlar verilir. Böylece genel enfeksiyonun ivegen niteliği hafifletilirken yerel lezyonlar da daha az tehlikeli ve daha az yaygın duruma gelir.

Operatör genellikle irin oluşur oluşmaz harekete geçer ve irinin dışarı akmasını beklemez. İrinin böyle başlangıçta cerrahi yolla alınması hastalığı çeşitli yönlerden hafifletir. Hasta kemiği çevreleyen yumuşak doku, kazınır ve ameliyattan hemen sonra ve oluşabilecek irin ve dökülebilecek kemik parçacıkları çıksın diye açılan yara bir süre açık bırakılır; bu arada kemikteki oyuğa penisilin veya bir başka antibiyotik uygulanır. Hasta iyileştikten birkaç ay sonra ameliyatın sebep olduğu biçim bozukluğunu gidermek için ikinci bir ameliyata başvurulabilir.

Süreğen osteomiyelit ya daha başlangıçta süreğen nitelik gösterir ya da ivegen osteomiyelitin sonradan süreğenleşmesiyle oluşur. Bu süreğen hastalık vücudun savunma güçlerinin özel bir şiddet göstermesinden ya da kemik iliğinde yerleşip çevreye yayılmayan, ilik dolaylarından bazen yıllarca fazla acı verdirmeyen sınırlı bir çıban meydana getiren mikrobun fazla güçlü olmayışından doğar.

İvegen osteomiyelitten sonra olan süreğen tür ise, kemiğin iyice temizlenmediği ameliyatlar sonucu ortaya çıkar. Bir süre süreğen nitelik gösterdikten sonra tekrar ivegen nitelik gösterebilir. Bu nedenle kemiğe yapılan ameliyatta sonradan yine enfeksiyon odağı olabilecek herhangi bir yer bırakmamak gereklidir.

İkincil ivegen osteomiyelitler ya bir genel enfeksiyon hastalığı ya da bir yerel enfeksiyon odağı sonucu oluşurlar. Başka bir deyimle, birincil osteomiyelltte hastalık etkeninin önceden vücutta bulunmamasına, dışarıdan gelip bu hastalığı yapmasına karşılık, ikincil çeşitte etken, önceden vücutta yerleşmiş ve bir genel enfeksiyon hastalığı, ya da herhangi bir yerel enfeksiyon yapmış olan bir mikroptur. Örneğin tifo, paratifo, malta humması, akciğer yangısı, kızıl, kızamık vb. gibi hastalıklar, kan çıbanları, şirpençeler, çıbanlar, anjinler, orta kulak yangıları gibi enfeksiyonlar, kemik iliğinde yangı meydana getirebilir ve buna ikincil osteomiyelit denilir.

Birincil ve ikincil osteomiyelitin belirtileri birbirinden pek ayrı değildir. İkincil osteomiyelite en çok tifo ve paratifo, malta humması ve akciğer yangısından sonra rastlanır.

Tifo ve paratifo kökenli osteomiyelitte uyluk kemiği, kaval kemiği ve .omurlar etkilenir; başka kemiklerde de olabilir; kemik çok harap olur. Malta hummasının az rastlanan bir komplikasyonu olarak ortaya çıkan osteomiyelit çoğunlukla bir omur ya da bir kaburgada olur; fakat kalça kaval kemiği gibi yerlerde de görülebilir. Akciğer yangısı kökenli osteomiyelit daha çok çocuklarda görülür. Çoğunlukla uyluk kemiğinin yukarı ucunda kalça eklemine yakın bir yerde olur.

Kemik veremi de bir kemik yangısıdır. Etken verem mikrobu, yani Koch basilidir. Çoğunlukla gençlerde görülür. Kemik veremi, her zaman ikincil bir hastalıktır, yani vücuttaki herhangi bir verem odağının, özellikle akciğer vereminin doğurduğu bir kemik yangısıdır. Genellikle vücuttaki birincil verem hafif geçtiği zaman kontrol altına alınmayan Koch basilleri kan dolaşımıyla bir kemiğe göç eder. Bazen de göçü gerçekleştiren akkan yani lenfa kanalları olur. Bazen kemik veremine bir travma yani çarpma, vurma ve burkulma yol açar. Böyle bir hareket dirençsiz bir bölge yaratmış olur.

Basiller bu bölgede kolayca yıpratma saldırısına geçerler. Bu hastalıkta en çok omurlar, kaburgalar, el ve ayaklardaki ufak kemikler, kol ve bacaklardaki uzun kemikler etkilenir. Kafatasındaki ve yüzdeki kemiklerin verem mikrobu etkisiyle yangılandığı pek görülmez. Kemik veremi sulu (ekssüdatif) ve peynirsi (bu ad görünüşü peyniri andırdığından verilir) kemik veremi ve fibröz. (prodüktif) ve mantarsı kemik veremi diye ikiye ayrılır. Bunların birincisi küçüklerde ve verem mikrobu almaya uygun ortamlarda gelişir. İkinci çeşitte ise ufak granüller oluşarak kemik dokusunu hırpalar.

Kemik veremi başlangıçta yavaş ve sinsidir. Hasta içten içe sürekli bir ağrı duyar. Bu ağrı geceleri ve bir yere çarpınca artar. Bir süre sonra ağrıyan kemiğin çevresindeki dokular şişer ve yumuşar. Bu kesimi örten deri normal görünüştedir. Yani kızarıklık ve sıcaklık yoktur. Şişi yapan bir soğuk apsedir. Şiş yavaş yavaş dışa doğru ilerler ve yüzeye gelir, sonunda bir fistülle dışa açılır. Teşhis, özellikle başlangıçta, zor olabilir; ancak klinik belirtilerin ve radyolojik incelemelerin yardımıyla sağlam bir teşhise varılabilir.

Kemik veremi tedavisinde hasta kemiği istirahat ettirmek için alçıya koymak gerekir. Hastaya iyi besin vermek, güneş tedavisi uygulamak deniz kıyısında oturtmak, kimyasal ilaçlarla birlikte antibiyotikler vermek iyi sonuçlar verir. Gerektiğinde ameliyata da başvurulur. Bazen de fistül açılmadan önce şişin içine enjektör sokularak irin çekilir.

Frengi kökenli osteitler; doğuştan olabildiği gibi sonradan edinilen frengiden de ileri gelebilir. Doğuştan frenginin yaptığı kemik yangılarının başında osteokondrit sifilitik gelir. Buna doğum öncesi yaşamın altıncı ayından sonra rastlanabilir. Öteki çeşitler diyafizer osteomiyelit ve periostittir. Doğuştan frenginin kemiklerde yaptığı bir takım belirli kemik bozuklukları vardır; bunlar raşitizmin yaptığı bozukluklara da çok benzer. Sonradan edinilen frengi sonucu meydana gelen kemik lezyonlarının çoğu hastalığın üçüncü aşamasında olur Bu hastalığa özgü bir granülasyona “gomsifilitik”ler ya da frengi yumruları denildiğinden, onun sonucunda meydana gelen kemik dokusu yangıları da yumrulu ve yumrusuz olmak üzere ikiye ayrılır.

Frengi kaynaklı kemik lezyonları başlangıçta yerel, kıvrandırıcı ağrılara yol açarlar. Ağrılar gece artar. Hastaya kemiği kırılıyormuş gibi gelir. Hasta kemik çoğunlukla kaval kemiği ve ya da kaburgalardan biridir. Hasta kemikte yavaş yavaş bir şiş oluşur. Bu şiş ağrısızdır. Üzerini örten deride bir anormallik görülmez. Daha sonraki aşamada tipik biçim bozuklukları görülür.

Teşhiste yukarıdaki belirtilerden başka hastanın frengi geçirmiş olup olmadığına bakılır. Frengi konusunda kesin teşhis koyulamıyorsa, frengi şüphesi bile olsa frengi tedavisi (penisilin, arsenobenzol vb.) denemek gerekir. Kemikteki lezyonlar bu tedavi ile geriliyorsa kesinlikle frengi kaynaklı kemik yangısı teşhisi konulur.

Yumrulu cüzamda da cüzamın çoğu zaman el ve ayakların küçük kemiklerinde yerleştiği görülür. Cüzam basili kan yoluyla ya da kemiğin bitişiğindeki yumuşak kısımların lepromları tarafından kemiğe kadar ulaştırılır.

MANTARLI OSTEİT

Osteomikoz da denilen mantarlı kemik dokusu yangısı, hastalık yapar nitelikte çeşitli mantarların kemik dokusuna saldırmalarının sonucudur. Osteomikozların en çok rastlanan biçimi aktinomikotik osteittir.

En fazla alt çene kemiğinde görülen bu hastalıkta da öteki mantarlı kemik dokusu yangılarında olduğu gibi özel bir granüllü doku yığını görülür. Bu yığın kılcal kan damarlarından, lenf hücrelerinden, epitelyum hücrelerinden, lipoid yüklü iri hücrelerden meydana gelir; mantarların saldırılarına uğramış dokuda yerleşip bu dokuyu yok ederek irinli bir karışıma dönüştürür.

Aktinomikotik osteit iyodür do potasyum ve kuvvetli dozda mantar ilaçlarına cevap vermezse ameliyata başvurularak hırpalanmış kesim çıkarılıp atılır.

ASALAKLARDAN OLAN OSTEİTLER

Çeşitli ekinokoklar kemik üzerinde kistler meydana getirerek osteite yol açarlar. Örneğin köpek tenyası, birkaç santim uzunluğunda bir kurtçuk olup ergin aşamada köpeklerin bağırsaklarında bulunur. Yumurtası insan tarafından yutulduğunda insanın bağırsaklarında açılır ve embriyonları bağırsak duvarından geçerek kan dolaşımına karışır, böylece karaciğer, akciğer, böbrek, beyin gibi bir organa giderek orada kist meydana getirir. Bu olayların ancak %23’ünde asalaklar kemiğe giderek orada bir kist yapar. En çok kuyruksokumu ile kalça kemikleri, omurga ve kol, bacak kemiklerine yerleşir.

Asalak önce kemiğin içine sünger dokunun aralıklarına yerleşir. Orada yavaş fakat sürekli bir yıpratma işlemine girişir. Bu yıpratma çevreye doğru gelişir. En sonunda kemiğin dış kesimini yapan tıkız doku kalır; bazen bu da delinerek kist kemik çevresine ve komşu kaslara yayılır. Bu da bozukluğa uğrayan kemik vücut ağırlığı altında biçim bozukluğuna da uğrar ve ufak bir dış etkenin etkisiyle kolayca kıvrılır.

Osteitin bu pek ağır biçimi yalnız ameliyatla iyileştirilebilir. Hasta kesim açılarak içi temizlenir. Ancak, çoğu zaman, vakit geçirilirse bütün kemiği ya da bir bölümünü kesip almak gerekir.

ZEHİRLİ OSTEİT

Süreğen dış zehirlenmelerin bir kısmı, cıva, kromik asit, arsenik, sedef tozu ve en çok fosfor zehirlenmeleri, zamanla kemik dokusunu öldürebilir. Bu dış zehirlenmelerde en önce etkilenen dışa en açık kemikler olan dişlerdir. Onları çene kemikleri izler. Tedavi hastayı hastalık nedeni olan maddeden (cıva, arsenik vb.) hemen uzaklaştırmaya dayanır. Gerekirse ameliyata da başvurulur.

Diğer Hastalıklar

Hit : 19958


 

reklamlar

 




POPÜLER KONULAR