1. Kaygı nedir?
Kaygı genel anlamda psikolojik ve çevresel olaylara karşı
gösterilen duygusal bir reaksiyon olarak tanımlanmaktadır.
Belirli sınırlar içinde kalmak koşuluyla evrensel ve normal bir
duygu olarak kabul edilir. Ancak kaygı yaşantısının hoş olmama
özelliği bu kavramı olumsuzlaştırmış ve bazı araştırmacıların
kaygı reaksiyonunu normal davranışlardan çok normal olmayan
davranışlar grubunda incelemesine neden olmuştur. Hem normal hem
de patolojik insan davranışlarında önemli bir yerinin olması
kaygıyı psikolojide çok incelenen davranışlardan biri haline
getirmiştir.
Günlük hayatta kaygı ya da anksiyete terimi çoğu zaman korku,
endişe ve huzursuzluk gibi kavramlarla ifade edilen bir durumu
tanımlamaktadır. Hatta çaresizlik ve tedirginlik gibi bazı
duyguları da beraberinde taşır.
Kaygı korkuya benzer bir durum olmakla birlikte sorunun ya da
kaynağın belirsizliği, şiddeti ve süresi bakımından korkudan
farklılaşır. Kaygı yaşayan kişi kaygıyı kötü bir şey olacakmış
endişesi ile huzursuzluk ve yorgunluk gibi belirtilerden, baş
ağrısı, nefes darlığı, terleme gibi yakınmalara kadar pek çok
şekilde tanımlar.
Bazı kimseler karşılaştıkları her durum ve ortamda kaygılanma
eğilimindedirler. Bu kişiler için birisiyle karşılaşmak veya
tanışmak, okula veya işyerine gitmek, bir toplantıya katılmak
veya alışveriş yapmak kaygı vericidir. Yaşanan bu yaygın kaygıya
genel ya da sürekli kaygı adı verilmektedir. Bu kaygının kişiye
verdiği rahatsızlık, olayın kişi için taşıdığı anlamdan
kaynaklanmaktadır. Kişinin özdeğerinin tehdit edildiğini sanması
ya da içinde bulunduğu durumu stresli olarak algılaması kaygıya
yolaçmaktadır. Kişinin, tehlikeli koşulların ortaya çıkardığı
geçici duruma bağlı olarak duyduğu kaygı ise durumluk ya da
özgül kaygı olarak tanımlanmaktadır. Bu kaygı sadece belirli
durumlarda yaşanır. Kaygı uyandırıcı durumlar ortadan
kalktığında kaygıda kaybolur. Örneğin sınav kaygısı
durumluk/özgül bir kaygıdır ve günümüzde sınavlarından geçmek
zorunda olan öğrenciler arasında sık görülür. Başta başarısızlık
olmak üzere pek çok soruna yol açar. Durumluk/özgül kaygı
tepkileri sınav uyaranlarının yapısına ve kişinin geçmiş
yaşantıları yorumlamasına bağlı olarak değişir.
2. Sınav kaygısının özellikleri nelerdir?
* Kaygı, gelecekteki olaylara tasalanmak olarak kabul edilir.
Bir öğrenciyi sınavı için fazladan yarım saat çalışmaya zorlayan
da bu kaygıdır. Ancak çok fazla kaygı yaşamı olumsuz etkiler.
Yarardan çok zarar getirmeye başladığında ne yapılacağını
bilmek, bu güçlü duyguyu kontrol etme konusunda bireylere
yardımcı olur.
*Öğrencilerin yeteneklerini dikkate alarak yapılan çalışmalar,
az kaygılı öğrencilerin çok kaygılı öğrencilere göre daha
başarılı olduklarını göstermektedir.
*Sınav kaygısı, sınavın öncesinden başlayıp sınav anında ve
sınav sonrasında devam eden bir süreçtir. Aşağıda bu süreç ele
alınmıştır:
Sınav Öncesinde
*Sınav uyaranları koşullu uyaranlar oldukları için anlamları
kişinin daha önceki deneyimlerine bağlıdır. Birey "başarılı
olsam da olmasam da bu benim için bir tecrübe olacak, kendimi
tanıyacağım ve her ne olursa olsun bir şeyler öğreneceğim"
şeklinde düşünüyorsa sınava olumlu bir olay olarak yaklaşabilir.
Bunun karşıtı olarak birey "başarısız olursam kimse bana saygı
duymayacak, ailemin gözünde değerim kalmayacak" biçiminde
düşünüyorsa sınava yaklaşımı olumsuz olacaktır. Sınav kaygısı
yüksek olan bireyler başka yorumlar yapmak olası olduğu halde,
doğruluğunu sınamadan olumsuz düşünceleri temel gerçekler gibi
kabul etme eğilimindedirler.
*Araştırmalar yüksek sınav kaygılı bireylerin ifade ettikleri
kuruntuların bir kişilik özelliği olmadığını, kişinin sınav
konusundaki yetersizliklerinden kaynaklandığı göstermektedir. Bu
bireylerin problemi sadece bilgiyi sınav sırasında hatırlamak
değil, sınavdan önce bilginin yetersiz öğrenilmesidir. Nitekim
araştırmalar yüksek sınav kaygılı öğrencilerin öğrenmeyi
sağlayan çalışma alışkanlıklarından ders materyalini öğrenme,
okurken önemli yerleri seçme ve bilgiyi kodlamada
yetersizlikleri olduğunu göstermektedir. Araştırmalarda düşük
sınav kaygılı bireylerin daha etkili çalışma alışkanlıklarına
sahip oldukları ve akademik görevleri ertelemekten kaçındıkları
da görülmektedir. Buna göre yüksek kaygılı bireylerin sınav
performansı bir ölçüde sınav öncesi yanlışlardan
kaynaklanmaktadır.
*Yüksek sınav kaygılı bireylerin, çalışma alışkanlıklarındaki
yetersizliklerinin yanı sıra sınav becerileri ve akademik
yetenekler açısından da düşük sınav kaygılı bireylere göre daha
zayıf oldukları saptanmıştır. Akademik yetenek başarıya etki
eden bir ortak değişken olarak kullanıldığında sınav kaygısı
başarıda bir farklılık oluşturmamaktadır. Diğer bir ifadeyle
akademik yetenekleri aynı olan sınav kaygısı düşük ve yüksek
öğrenciler arasında başarı açısından fark bulunamamıştır.
*Basit konuların öğrenilmesinde yüksek, karmaşık konuların
öğrenilmesinde ise düşük kaygı önemli rol oynamaktadır. Öğrenme
karmaşıklaştıkça ve öğrenme süresi uzadıkça yüksek kaygı
düzeyindeki kişiler için öğrenme zorlaşmaktayken, düşük kaygı
düzeyinde olanların başarısı yükselmektedir. Çünkü öğrenme
sırasındaki stres verici şartlar yüksek kaygı düzeyindekilerin
başarısını düşürmektedir.
*Öğrencilerin yeteneklerinin üzerinde akademik başarıya ulaşmak
istemeleri kaygı düzeylerini arttırmaktadır.
*Öğrenilmiş çaresizlik yaşayan öğrencilerin de başarı
seviyelerinin düşük olduğu görülmektedir. Hem sınav kaygısı hem
de öğrenilmiş çaresizlik başarıyı oluşturan bilişsel süreçleri
içerir. Öğrenilmiş çaresizlik yaşayan kişiler de sınav kaygısı
yaşayan kişiler gibi yoğun başarısızlık beklentisi yaşarlar.
Kaygılı bireyler başkalarını değil kendilerini, belli bir konuyu
değil bütünü, değişmeyen yanlarını değil değişen yanlarını
değerlendirirler. Bu durum öğrenilmiş çaresizlik yaşayan kişiler
için de benzerdir. Çünkü bu kişiler de başarılarını dışsal
faktörlere, özel ve değişmeyen nedenlere bağlarken,
başarısızlıklarını içsel, genel ve değişebilir nedenlere
bağlamaktadır.
Sınav Esnasında
*Sınav kaygısının performansı aktif olarak düşürdüğü, önceden
öğrenilmiş bilgileri bloke ettiği ve performansı geçici olarak
engellediği görülmektedir. Yüksek sınav kaygılı öğrencilerin
stresi yüksek sınav koşullarında kaygı düzeyleri yükselmekte,
yeteneklerine ve sınava olumsuz değer biçtikleri görülmektedir.
*Sınav kaygısında iki farklı unsur söz konusudur. Bunlardan biri
duygusallık olarak adlandırılan sınav esnasındaki strese
psikolojik tepki vermeyi gösteren, bu nedenle de performans
beklentisiyle ilişkili olmayan unsurdur. Diğeri ise nihai
başarısızlık beklentisini ortaya çıkaran, başarı performansına
ilişkin önyargıları içeren ve kendine güven eksikliği olarak
adlandırılan bilişsel unsurdur. İnsanlar değerlendirildikleri
ortamlarda dikkatlerini kendi üzerlerine odaklama
eğilimindedirler. Kendi üzerine aşırı odaklanma tek başına
performansı etkilemez. Performans beklentilere de bağlıdır,
birey başarı bekliyorsa kendi üzerine odaklanması sınav
ortamının beklentilerini karşılama eğilimini arttırarak
performansı yükseltir. Buna karşılık birey başarısızlık
bekliyorsa bu durum sınavla ilgili tüm uğraşlardan zihinsel
olarak geri çekilip performansının düşmesine yol açar. Kaygının
aynı düzeyi bazı bireylerde performansı yükseltirken bazı
bireylerde düşürür. Sınav kaygısındaki bilişsel unsurların
performansı bozduğunu ve başarısızlık beklentisini ortaya
çıkardığı görülmektedir. Sınav üzerinde düşünme ve kendini
olumlu değerlendirme, zihinsel performansı arttırıp sınavı
kolaylaştırırken, sınav dışı düşünceler, sınavın varolan
ipuçlarını kullanamama, kendine odaklanma ve kendini olumsuz
değerlendirme performansı geriletir ve sınavı zorlaştırır.
*Sınav kaygısındaki bilişsel ve duygusal unsurlar bazı
araştırmalarda kuruntu ve heyecan boyutu olarak
tanımlanmaktadır. Sınav esnasında öğrencilerin güven eksikliğini
yansıtan zihinsel iç konuşmalar ve düşünceler kuruntu boyutunu,
sınavın belirsizliğinden dolayı artan fizyolojik değişmeler ise
heyecan boyutunu oluşturur. Yüksek sınav kaygısı ve sınav için
yeterince hazırlanmadığını bilme kuruntuya yol açarken, sınav
becerisine sahip olma ve sınava iyi hazırlanma kuruntuyu
azaltır. Kuruntu yaşayan bireylerin sınavlar hakkındaki
düşünceleri, bireyin hata eğilimini arttırıcı niteliktedir.
Kuruntu düzeyleri yüksek olan öğrencilerin performansının, düşük
olanlara göre önemli derecede azaldığı görülmektedir. Sınav
performansı üzerinde heyecan düzeyinin ise kuruntu düzeyi kadar
etkisi bulunmamaktadır.
*Yüksek sınav kaygılı öğrenciler sınavda geçen zamanı tahmin
ettiklerinde, bu tahminin diğer kişilerin tahmininden önemli
derecede uzun olduğu, stres altında zihinlerinin karıştığı,
zamanı kötü kullandıkları için performanslarının düştüğü
görülmektedir.
*Kaygı düzeyi yüksek olan kişiler, başkalarının bulunduğu
ortamda kötü öğrenme performansı göstermektedirler. Bu kişilerin
bir gözlemcinin bulunduğu ortamda, basit malzemelerin
öğrenilmesinde dahi başarısız oldukları, buna karşılık kaygı
düzeyi düşük kişilerin ister başkaları ile birlikte ister yalnız
olsunlar başarı düzeylerinin aynı kaldığı bulunmuştur.
Sınav Sonrasında
*Yüksek sınav kaygılı bireylerin başarısızlık nedenlerini içsel
faktörlere, düşük sınav kaygılı bireylerin ise dışsal faktörlere
yükledikleri bulunmuştur. Bununla birlikte yüksek sınav kaygılı
bireyler başarısızlıklarının sorumluluğunu almaktan kendilerini
korumak için zaman zaman sınav kaygısına ilişkin yakınmaları
kullanmaktadırlar. Yetersiz performansları için sınav kaygısını
mazeret olarak kullanmaları engellendiğinde bireyler
başarısızlıklarını yeterince çaba göstermemeye bağlayarak
mazeret bulmaktadırlar. Çünkü yeterince çaba gösterememiş olmak
da, kaygılı olmak gibi kişinin benlik değeri için yeteneksiz
olmaktan daha az zarar vericidir.
3.Sınav kaygısının nedenleri nelerdir?
Kişide kaygılı bir kişilik gelişmesine yol açan başlıca unsurlar
şöyle sıralanabilir;
*Çocuk adaletsiz ve anlayışsız olan değiştiremeyeceği bir
çevreye karşı kendini savunma durumuna düştüğünde ve bu yüzden
kendine güvenini yitirdiğinde kaygı ortaya çıkmaktadır.
*Anne babanın reddedici ve küçük düşürücü tutumları, çocukta
kaygı ve güvensizlik duygularına yol açar. Yargılamanın ve
eleştirinin yoğun olduğu bir çevrenin varlığı kaygı
yaratabilmektedir.
*Otoriter anne baba tutumunun sınav kaygısının oluşmasında
etkili olduğu, bu anne babaların çocuklarının sınav öncesi
durumluk kaygı ve sürekli kaygı düzeylerinin yükseldiği, sınav
sonrası durumluk kaygının düştüğü ancak sürekli kaygının
azalmadığı gözlenmektedir.
*Kaygı çocuğun yakın çevresinde kaygılı insanların varlığı ile
de gelişir. Kendileri kaygılı olan ve farkında olmadan
çocuklarına kaygılı olmayı öğreten ana baba tutumları vardır. Bu
tutumlar özellikle ergenlik döneminde daha ciddi sorunlara neden
olur.
*Ana babanın beklentilerinin çocuk için ulaşılmaz olması çocukta
kaygı yaratır. Araştırmalar çocuklarda görülen sınav kaygısının
önemli oranda okul çalışmalarında anne babanın yüksek
beklentilerine uygun bir başarıya ulaşamama korkusundan
kaynaklandığını göstermektedir. Bu çocukların yetişkin
yaşamlarında genellikle hırslı, kendine güveni olmayan ve
başarılı olmak için sürekli çabalayan insanlar oldukları
görülmektedir. Ayrıca güven ve yeterlilik duyguları az
olduğundan, en küçük bir yenilgi olasılığında gerçek durumla
orantısız bir kaygı gösterirler.
*Bizim kültürümüzde aile içi beklenti düzeyi olması gerekenden
daha yüksektir. Özellikle annelerin başarıya yönelik duygusal
beklentileri çocukların üzerinde baskı oluşturacak kadar
yoğundur. Beklenti odağının ailenin şerefi olması da bir başka
önemli noktadır. Çocuğun başarısı ve başarısızlığı ailenin
başarısı ya da başarısızlığı olarak görüldüğü müddetçe çocuğun
kaygısı artmaktadır.
*Geleneksel aile yapısında yüksek beklenti anneden geldiğinde
çocukta kaygı ve kendine güvensizlik duyguları oluşurken, yüksek
beklenti otoriteyi temsil eden babadan geldiğinde çocuğun
benliğini tehdit edici bir unsur olmakta ve çocuğun kendisini
çaresiz hissetmesine yol açmaktadır.
*Aile içi beklentilerin bir özelliği kıyaslamalı örneklere açık
olmasıdır. Tanınan birisinin, çocuğun bir arkadaşının, başarılı
bir ağabey ya da ablanın model seçilip onunla karşılaştırma
yapılması önemli bir baskı oluşturabilir.
*Araştırmalar benlik saygısı yüksek kişilerin düşük olanlara
kıyasla, daha düşük kaygı düzeyine sahip olduklarını
göstermektedir. Özellikle zorluğa karşı koyma ve onunla baş
edebilme konusunda kendine güvenli kişiler daha az
kaygılanmaktadır.
*Sınav kaygısı yüksek olan bireyler herhangi bir sınav ya da
değerlendirme durumunda özvarlıklarının tehdit edildiği
korkusuna kapılırlar. Yalnızca sınavda değil, grup içinde
konuşma, soru sorma, sorulara cevap verme ve tartışmalara
katılma gibi etkinliklerde de kaygılı ve heyecanlı olurlar. Bu
bireylerin kendilerine dönük olumsuz düşünceleri dikkatlerinin
kolayca dağılmasına neden olur.
*Zaman zaman öğrencide aşırı kaygı meydana getirerek onun
başarısız olmasını sağlayan etken, öğrenilecek materyalin çok
zor olması değil, o olayın öğrenci için taşıdığı anlamdır.
Kaygılı öğrenciler öğrenmenin ölçüldüğü sınavlarda kendi
kişiliklerinin değerlendirildiğini düşünür. Bu şekilde yapılan
bir değerlendirme beden kimyasında bir takım değişikliklere yol
açar. Ortaya çıkan kaygı akıl yürütme ve soyut düşünme yönündeki
zihinsel faaliyetleri bozar. Bu etkileri nedeniyle de öğrencinin
sınava yüklediği anlam başarısızlığa yol açan en önemli
faktörlerden biridir.
*Yapılan araştırmalarda yüksek sınav kaygılı öğrencilerin
genelde dıştan denetimli oldukları, kendileri ile ilgili daha
fazla olumsuz düşünce belirttikleri görülmektedir. Diğer yandan
dıştan denetimlilerle karşılaştırıldıklarında içten denetimli
öğrencilerin akademik becerilerde daha fazla zaman harcadıkları,
okul başarılarının daha yüksek olduğu, toplumsal olaylarda daha
aktif davrandıkları görülmektedir. Denetim odağının oluşumunda
anne ve babanın çocuk yetiştirme davranışlarının önemli bir
etkisi vardır. Bu etkinin bireyin iç denetimli olmasıyla,
çocuklukta ana babanın ilgi ve şefkat göstermesi, amaçlarına
ulaşmada yardımcı olması ve tutarlı bir disiplin uygulamasıyla
olumlu yönde, ana babanın gerek fiziksel gerekse duygusal olarak
cezalandırması, başarı için baskı yapması ve aşırı koruyucu
tutumu ile olumsuz yönde ilişki gösterdiği görülmektedir.
*Tutarsız anne baba ya da öğretmen davranışları kaygıyı
arttırır.
*Arkadaşları tarafından reddedilme korkusu kaygı yaratan bir
diğer önemli faktördür.
*Öğrenilmiş çaresizlik yaşayan öğrencilerin daha çok sınav
kaygısı yaşadıkları görülmektedir.
4.Sınav kaygısında neler önerebilirsiniz?
* Kaygıyı çok hafif hissetme ya da hiç duymama insanı çabasız
kılarak üretken olmasını engelleyebilir. Kaygısız bir girişimin
başarı şansının düşük olduğu unutulmamalıdır. Çok şiddetli kaygı
ise kişinin fonksiyonlarını bozarak çaresizliğe yol açabilir.
Oysa kaygının bireyi yaratıcı ve üretken kılması da mümkündür.
Bu da ancak kaygıyı anlamak ve onu kontrol altına alabilmek ile
mümkündür.
*Çocuklarının her sorununu çözmeyi kendi sorumluluğu sanan anne
babalar aslında çocuklarının sorun çözme gücünü
engellemektedirler. Sonra da çocuklarının hiçbir sorununu
çözemediğinden yakınmakta ve kendi yanlışlarını
görememektedirler. Aileler çocukları için yaptıklarını bir
yükümlülük haline sokmak yerine, geleceğin onların sorumluluğu
olduğunu söyleyerek uyarı görevlerini yerine getirdiklerinde
onlara daha iyi destek olmaktadırlar.
*Anne babalar kendilerini kaygılandıran sorunlarla etkili bir
şekilde nasıl başa çıktıklarını göstererek bu konuda çocuklarına
model olabilirler.
*Çocuk kendisini kaygılandıran konular hakkında açıkça konuşmaya
teşvik edilebilir. Çocuğun hissettiği çaresizlik çoğu zaman
kaygının temel nedenlerinden biridir ve en zor problemlerin bile
çözümü olduğunu bilmek bu çaresizlik duygusunu yok etmek için
iyi bir adım olabilir.
*Çocuk konuşurken konuşması asla bölünmemeli ve onun adına
konuşulmamalıdır. Çocuk söylediği veya hissettiği şeyler için
sorgulanmamalı, "bu şekilde hissetmemelisin" diyerek duyguları
düzeltilmeye çalışılmamalıdır.
*Çocuğa, sınavların onun kişiliğini değerlendiren bir ölçü
olmadığı, kazanmak kadar kaybetmenin de hayatın bir parçası
olduğu anlatılmalıdır.
*Çocuğun alıştığı çevre koşullarının ortadan kalkması ya da
yaşanan belirsizlikler kaygılanmasına neden olabilmektedir. Bu
nedenle ister evde ister okulda olsun çocuğun kestiremeyeceği
tutum farklılıklarından ve sürekli olumsuz eleştiri, ceza
tehdidi gibi davranışlardan kaçınılmalı, çocuğun kendini güvende
hissetmesi için çaba sarfedilmelidir.
*Çocuğun olumsuz yanları kadar olumlu yanlarını görmek, onun
kendisine böyle bakmasını kolaylaştırır. Olumlu düşüncenin
başarıyı, olumsuz düşüncenin de başarısızlığı arttırdığı
unutulmadan pozitif düşünmenin yararları aile tarafından çocuğa
hissettirilmelidir.
*Çevreye ilişkin olumsuz algı kaygıyı yükseltirken, güven verici
algılanan çevre kaygıyı azaltabilmektedir. Çocuğun kendine huzur
veren insanlarla vakit geçirmesine, kaygılandıran, tedirgin eden
insanlardan uzak durmasına dikkat edilmelidir. Böylece çocuğun
başkalarının olumsuz telkinleriyle kaygıya kapılması ya da
kaygısının daha da artması bir dereceye kadar engellenebilir.
*Aileler sınav endeksli eğitim karşısında çaresiz
kalmaktadırlar. Bu yolun doğru olmadığını bilen aileler bile
sonuçta çocuklarını sınava hazırlamayarak onların geleceklerini
tehlikeye atmanın sorumluluğu nedeniyle aynı kulvara girmek
zorunda kalmaktadır. Önemli olan beklentilerin her sonuca açık
olması, kıyaslamalardan uzak olması ve çocuğun çabasına odaklı
olmasıdır. Aile içi beklentiler gerçeğe uygun olduğu zaman güç
verici olmaktadır. Hiç beklenti olmaması ise çocuğun
motivasyonunu düşürmektedir.
*Sınav öncesinde beklentilerin önceliği düzenlenmelidir. En çok
strese yol açan beklentiler aile beklentileridir. Anne babaların
yüksek bir beklenti içinde olması çocukların stresini arttırarak
başarıya yönelik performanslarını düşürmektedir. Öğrenci
bilişsel ve duygusal olarak aileye karşı sorumluluk
hissetmektedir. Bu elbette doğru bir sorumluluktur. Ancak bu
sorumluluğun dozunu yükseltip "kazanamazsam ailemin yüzüne nasıl
bakarım" gibi bir kaygı, stresi arttırır. Bu yüzden beklentiler
yeniden düzenlenmelidir. Öncelikli sorumluluk öğrencinin kendine
karşı sorumluluğudur. Öğrenci önce kendisiyle başbaşa kalarak
durumu değerlendirmelidir.
*Sınav kaygısını yenmenin en önemli yollarından biride
okumaktır. Okumak kendine olan güveni artırdığı için kaygıyı
azaltır. Anne babanın çocuğun okuma davranışını kazanmasında
birinci derecede model olarak önemli bir etkisi vardır.
Yaşar KUZUCU Psikolojik Danışman
KAYNAK:www.mamakram.com