Seslerin, hecelerin, kelimelerin
söylenmesinde istemsiz, işitilebilir veya sessiz tekrarlar ve
uzatmalarla belirlenen konuşma akıcılığı bozukluğudur. Bazen bu
bozukluk, konuşmayla ilgili veya ilgisiz beden hareketleri ve
mimiklerle birlikte görülmektedir. Kekemeliğin, heyecan, korku,
kaygı ve utanma gibi daha öznel duyguların belirtisi olduğu da
düşünülmektedir. Genel anlamda, sesleri ve sözcükleri
tekrarlayarak duraksamayı, sesleri uzatmayı, konuşurken blok
yaşamayı, bazı ses yada hecelerden kaçınarak konuşmayı içeren
kekemelik, diğer konuşma bozukluklarının aksine konuşmanın
bütününü etkilemektedir. Ayrıca kekemeliğin, konuşmacının ortaya
çıkmasını beklediği, kekelemekten korktuğu, ilerisini düşünerek
gergin olduğu, kaçınmaya çalıştığı zaman sıklaşan bir durum
olduğu bilinmektedir.
ÖZELLİKLER:
*Kekemelik kültürler arasında
farklılıklar gösterse bile evrensel bir konuşma bozukluğudur.
* Genellikle 2-6 yaş arasında,
bazı çocuklarda okul çağında, nadiren de yetişkinlikte ortaya
çıkabilir. Konuşma akıcılığı bozukluğu okul başarısını, mesleki
başarıyı yada toplumsal iletişimi bozabilmektedir.
*Okul öncesi dönemde hemen her
çocuk kekeler. 2-6 yaş arasındaki çocuğun düşünme hızı konuşma
hızından fazladır. Konuşmalarında "imm, şey, eee," gibi sesler
sıklıkla kullanılır. Gelişimin doğal bir sonucu olarak geçici
bir kekemelik dönemi görülebilir. Küçük çocuklarda sıklıkla
görülen bu durum kekemelik olarak kabul edilmemektedir.
*Araştırmacılar kekemelik
gelişiminin çeşitli dönemlerden geçtiğini ileri sürer. Bu
gelişim seslerin, hecelerin, kelimelerin tekrarlanmasından
(birincil kekemelik), uzatmalara, bloklara, motor aktivite
bozukluklarına, konuşmadan kaçınma davranışlarına, duygusal
bozukluklara (ikincil kekemelik) doğru uzanmaktadır.
*Konuşmanın akıcılığında ortaya
çıkan ses, hece ve sözcüklerde uzatmalar, tekrarlar veya
duraklarla, araya ses hece sokmalarla (a, e, him, şey, yani
gibi), kişinin ne söylediğinden çok nasıl konuştuğu dikkat
çekmeye başlar. (Akıcı konuşmanın normal kabul edilen
kesilmesinde; hece tekrarı %12, kelime tekrarı %71, ifade
tekrarı %17oraninda olmakta araya ses ve hece sokma da cümle
aralarında ortaya çıkmaktadır. Oysa kekemelikte hece tekrarı
%83, kelime tekrarı %11, ifade tekrarı %6 oranında
görülmektedir. Araya ses hece sokma ise daha çok cümle
başlarında görülmekte ve hemen hemen konuşmanın %20'sine
yayılmaktadır.)
* Kekemelerin çoğunda nefes
alırken konuşmaya çalışma, nefesi bitene kadar zorlanma, nefesi
tutup konuşma gibi yanlış solunum özellikleri de gözlenmektedir.
Kekeleyen kişi bunu fark ettiğinde konuşma güçlüğüne korku ve
kaygı eşlik etmeye başlar. Bu duygularla birlikte kekelemede
artmaya başlar. Bu kişilerin kekeleyeceklerini önceden tahmin
ettikleri ve takılacakları sözcüğe yaklaştıklarında bu
beklentinin etkisiyle zorlanma yaşadıkları düşünülmektedir.
*Kekemeliğin özelliklerinden biri
de kaçınma davranışıdır. Bu durum kişinin bozukluğu kabul etmesi
ve hoş olmayan sonuçlarından kaçınmasıyla gerçekleşmektedir.
Kaçınma davranışı belirli sese, hece ve kelimelerde kekemeliğin
ortaya çıkacağından korkma ile belirir. Kekelenen kelimelerin eş
anlamlılarının kullanıldığı kaçınma davranışı, yaş grubu
büyüdükçe sıklaşmaktadır.
* Motor aktiviteler kekemelikte
oldukça belirgindir ve bu aktiviteler sadece çene, dil ve ağızda
değil, yüz kaslarında, gövdede, kol ve bacaklarda abartılmış
hareketler, tikler, kasılmalar (spazmlar) olarak ortaya
çıkmaktadır. Bu durum bireyin akıcılık kusurunu önleme
gayretiyle ortaya çıkmakta ve ikincil bir semptom olarak kabul
edilmektedir.
*Kekemelikte tıpkı ait olduğu
kişinin özellikleri gibi farklılıklar gösterebilmektedir.
Ancak genel olarak gözlenen
tipler şunlardır:
a) Seslerin, hecelerin,
sözcüklerin ve cümlelerin tekrar edilmesi şeklinde; " t t t ta
tamam, gi gi gidelim, ha-yir haaaayir- hayir",
b)Seslerin olağandışı uzatılması
"şşşşşimdi",
c) Sözcüklerin yarım bırakılması,
parçalanması,
d) Duyulabilir yada sessiz
bloklar (ara vermeler),
d)Sözcükleri aşiri bir fiziksel
gerginlikle söyleme,
e) Patlamalar olarak
adlandırılan, düzensiz soluk alıp verme, heyecan ve kararsızlığa
bağlı olarak konuşmada alışılmadık vurgulamaların oluşması,
f) "Yani!, şey!, ya!, aman!" gibi
fazladan sözcük yada seslerin eklenmesi,
g) Kekemeliği olanların hangi ses
yada sözcüklerin kendileri için engelleyici olacağını bildikleri
için anlatmak istediklerini kimi zaman konuya uygun olmayan,
dolaylı cümlelerle anlatmaya çalışmaları.
*Genel nüfusta kekemeliğin
yaygınlığı %1, sıklığı %3'e yakın olarak tahmin edilmektedir.
Küçük çocuklarda daha sık olmakla birlikte daha büyük çocuklarda
ve yetişkinlerde azalma eğilimi göstermektedir.
*Kekemelik yaklaşık 1 kıza
karşılık 3-4 erkek çocukta görülmekte ve kızlarda küçük yaşlarda
kendiliğinden iyileşme oranının yüksek olması nedeniyle
kız/erkek oranının yaş ilerledikçe daha da belirginleştiği
belirtilmektedir.
* Kimi zaman sözel iletişime
girmeyip sessiz kalmayı tercih edebilen kekemeler kekemeliği ne
kadar ağır olursa olsun sürekli kekelemez. Kendilerini rahat
hissettikleri ortamlarda, şarki söylerken, oyun oynarken normal
konuşabilirler.
NEDENLER:
Kekemeliğin
nedenleri konusunda değişik görüşler vardır.
a) Bazı araştırmacılara göre
kekeme olan bireyler aslında kekemeliğe yatkındırlar. Eğer çevre
koşulları (anne baba tutumları gibi) kekemeliği önleyecek
durumdaysa çocuk kekeme olmadan bu dönemi atlatır.
b)Kekemeliği öğrenilmiş bir
davranış olarak kabul edenler bu bireylerin kekeme olmayanlarla
kalıtım, fizik ve zeka gelişimi yönünden farklılıkları
olmadığını savunurlar.
c)Bazı psikiyatristler
kekemeliğin bir kişilik bozukluğu belirtisi olduğunu ileri
sürerler.
d) Kekemeliğin bir direniş
davranışı olduğunu savunanlar bireyin bir etki altındayken
konuşmaya zorlanması sonucu, konuşmada tutulma ve yineleme ya da
uzatma biçiminde tepki gösterdiklerini savunurlar.
e)Kekemeliği tek bir nedene bağlı
olmadığı görüşünü savunanlara göre kekeme çocuklar; duygusal
çatışmaları olan bir geçmişe, normal akıcılık bozukluğunu
kekemelik diye damgalayan bir aileye, kendilerini kekemeliğe
kadar götürecek doğuştan gelen yatkınlığa ve konuşmalarının
akıcılığını engelleyen sınırlı bir çevreye sahiptirler.
*Aile ve ikiz çalışmaları
kalıtımsal faktörlerin etkisini desteklemektedir. Tek yumurta
ikizlerinde, çift yumurta ikizlerine göre daha yüksek oranda
(%77 ve %32) kekemeliğe rastlandığını göstermektedir. Ayrıca
kekemeliğin kişinin birinci derece akrabalarında genel
populasyona göre üç kat daha fazla ortaya çıkması kalıtımın
rolünü desteklemektedir.
*Nasıl konuşulduğunu öğrenmeye
çalışırken pek çok çocuk 18 ay ile 17 yaş arasında normal
akıcılık bozukluğu evresinden geçer. 18 ay ile 3 yaş arasındaki
normal akıcılık bozukluğu olan çocuklar, özellikle cümlenin
başındayken ses, hece ve kelime tekrarı gösterebilirler. 3
yaşından sonra normal akıcılık bozukluğu olan çocukların ses ve
hece tekrarı yerine tüm sözcüğü ve cümleciği tekrarlama eğilimi
vardır. Kekemeliğin bu ilk işaretleri derece derece azalır ve
çoğu çocukta kaybolur. Fakat bazı çocuklar kekelemeyi sürdürür,
bu duruma konuşmalarındaki güçlüğe bağlı utanç, korku veya
engellenmelere tepki olarak daha gergin konuşma davranışları
gösterebilirler. Çocuktaki normal akıcılık bozukluğunun
kekemelik haline gelmesinde, tüm bunların anne baba tarafından
kekemelik olarak değerlendirilmesinin büyük önemi vardır.
*Normal akıcılık bozukluğu
çocuğun yorgun, heyecanlı, üzüntülü yada acele konuştuğu
durumlarda şiddetlenebilir. Çocuklar bunun farkında değillerdir
ve herhangi bir engellenme belirtisi göstermezler. Buna karşılık
anne babalar eğer çocuğun normal akıcılık bozukluğuna dikkat
etmezler ve çekmezlerse, normal gelişim içinde sorun büyük
ihtimalle kendiliğinden çözülür. Ancak konuşma gelişiminde son
derece hassas ve endişeli anne babalar gereksiz bir kaygı
geliştirip baskı ve eleştirilerle çocuğa bunu hissettirerek,
durumun bir sorun olarak yerleşmesine zemin hazırlarlar.
*Bastırılmış istek, korku ya da
çatışma gibi etkenlerin neden olduğu psikolojik problemler
kekemeliğe yol açabilmektedir. Çocuğa küçük yaşlarda düzen,
temizlik, terbiye ve benzeri konularda aşırı disiplin uygulayan
ve beklentileri yüksek olan ailelerin çocuklarında kekemelik
daha sık görülebilmektedir.
*Sık sık fiziksel şiddet
uygulama, yanlış yaptığı zaman çok tepki verme gibi Anne babanın
çocuklarını kokutacak şekilde davranması çocukta kekemeliği
başlatan risk faktörü olmakta ve kekemeliğin devam etmesinde
önemli rol oynamaktadır. Kimi zamanda ailenin korkutması dışında
çocuk trafik kazası geçirmesi ya da köpek tarafından ısırılması
sonucunda yaşadığı ruhsal travma nedeniyle kekelemeye başlamakta
ve bu durum uzun süre devam edebilmektedir.
*Genel olarak kaygı ile kekemelik
arasında hangisinin neden hangisinin sonuç olduğu konusunda
tartışmalar süregelmektedir. Ancak kaygının kekeme bireyin
davranışlarını kesin olarak olumsuz etkilediği ve kekelemeyi
arttırdığı belirtilmektedir.
*Kekemeliğin zeka ile bir
ilişkisinin bulunmadığı düşünülmektedir. Kekeme çocukların zeka
puanlarının, kekeme olmayanların puanlarıyla anlamlı bir fark
göstermediği ve zihinsel işlevlerde de bir farklılık bulunmadığı
araştırmalarla belirlenmiştir.
* Kimi kuramcılar kekemeliğin
kişilikle ilişkili olduğunu belirtmektedirler. Kekemelerin akıcı
konuşanlara oranla sosyal ilişkilerinde daha hassas, kırılgan ve
daha içe dönük oldukları, görülen uyumsuzluk belirtilerinin
kekemeliğin nedeni değil sonucu olduğu düşünülmektedir.
* Konuşmayla ilgili motor yada
duygusal bir bozukluk yada çevre yoksunluğu varsa kekemeliğin
sürekliliği daha uzun olabilmektedir. Bu bozuklukta da kardeş
doğumu, ayrılık kaygısı gibi ruhsal zorlanma etkilerinden
bahsedilebilir. * Ani korku ve korkutmalarda kekemeliğin
başlamasında rol oynayabilmektedir.
*Sonradan oluşan beyin travması
veya hasarı gibi nedenlerle ortaya çıkan nörolojik kökenli
kekemeliğin gelişimsel kekemelikten ayırt edilmesi gerekir.
Nörolojik kökenli kekemeliğin tam olarak nasıl oluştuğu
bilinmemekle beraber başlıca farklılık gelişimsel kekemeliğin
hemen her zaman çocuklukta ortaya çıkmasıdır.
* Araştırmalar, kekemeliğin erkek
çocuklarda daha sik görülmesinin nedenini, erkeklerin
gelişiminin kızlardan daha yavaş olmasına karşın erkeklerden
beklenilenlerin kızlardan daha fazla olması, erkeklerin ailedeki
otorite figürüyle daha fazla çatışma içinde olması ve bunun
sonucunda da daha güvensiz oldukları, bununda konuşmaya
yansıyacağı biçiminde açıklamaktadır.
ÖNERİLER: Benlik kavramı
bireyin yetenekleri, gereksinimleri, tutumları ve diğer kişilik
özellikleri hakkındaki algı ve değerlendirmelerinin bir
bütünüdür. Kabul edilen, sevilen ve ilgilenilen bir çocukluk
dönemi geçirmek olumlu benlik gelişimi için çok önemli
olmaktadır.
Erken çocukluk döneminde anne
babanın sağladığı sözel çevre ve çocuğa yapılan yüklemeler
benlik kavramının gelişiminde etkilidir. Kekemelerin benlik
kavramlarının kekeme olmayan kişilerden farklı olup olmadığını
belirlemek için yapılan çalışmalarda kekemelerin anlamlı şekilde
daha az özgür oldukları, eksik duygusal kontrol geliştirdikleri,
kendilerini kabullenmelerinin daha az, redlerinin daha yüksek
olduğu belirlenmiştir. Kekeme kişi benlik gücünü kazanmayı
başarırsa ve sosyal kabul yaşarsa (önce anne baba tarafından)
daha az kekeleme eğilimindedir. Çocuk iletişim ortamında
baskılar, cezalar ve eleştiriyle örülü bir duvarla karşılaşırsa
daha fazla kekeler, böylece bir kısır döngüye girilmiş olur. Bu
en temel etken hiç akıldan çıkarılmaksızın kekeleyen çocuğa
rahat ve kabul dolu bir ortam sunmak gerekmektedir.
Anne Babaya Öneriler:
*2-6 yaş arasındaki geçici
kekemelik döneminde çocuk hemen kekeme olarak
etiketlenmemelidir. Bu dönemde çocuk duraklar, sözcük tekrarlar
ama kendisi bunun farkında değildir. Bu aşamada çocuğun her
dediği düzeltilir, kelimeleri tekrarlatılır, sabırsızlık
gösterilir, baskı yapılır, konuşmasıyla alay edilir, yanında
sorunu konuşulur ve dikkati gereksiz yere bu noktaya çekilirse
kekemelik kalıcı hale gelebilir.
* Bu çocuklar otorite figürlerle
(baba, öğretmen, okul müdürü vb.) ya da kendi konuşmasını
dinlemekten bıktığını belli eden dinleyici ile konuşurken daha
fazla güçlük çekerler. Bu nedenle onu dinleyen tüm insanların
sabırlı ama yapmacık olmayan bir ilgi ile dinleme davranışı
göstermeleri etkili olabilir. Acımak, konuşmaya başladığı zaman
kaygılı olmak, sabırsız ve öfkeli görünmek, alay etmek, küçük
düşürmek çocuk üzerinde son derece olumsuz etkiler bırakır.
Acıma yada kızgınlık gibi duyguları ses tonu da ele verebilir.
Bu nedenle kelimelere olduğu kadar ses tonuna da dikkat
edilmelidir.
*Kekeleyen çocuk olumsuz
duygularını çeşitli yollarla gösterir. Kekelediği zaman
gözlerini dinleyiciden uzaklaştırmaya, konuşma sona erdiği
zamanda utanç duymaya başlar. Bütün bu davranışlar kekeleyen
çocukların tutumlarında korkunun önemli rol oynadığına işaret
etmektedir. Genellikle dinleyicide gözlerini kekeleyen çocuktan
kaçırır, böylece çocuğun daha rahat konuşabileceğini düşünür.
Oysa çocuk bu davranışı dinlenmediği yada kendisinden utanıldığı
olarak yorumlar. Bunun için konuşma boyunca çocukla göz kontağı
kurulmalı, dikkatle dinlenilmeli, bakışlarda endişeli ve
gerilimli bir ifade olmamalıdır bu sayede çocuğun kendini daha
iyi hissetmesine yardımcı olunabilir.
* Çocuk konuşurken takıldığında,
en çok görülen anne baba ve öğretmen davranışı çocuğun cümlesini
tamamlama biçimindedir. Oysa bu davranış çocuğu yetersizlik
duygusuna itebilir.
*Ayrıca aşağılama, alay etme,
utandırma gibi davranışlarda çocukta yetersizlik duygularına yol
açabileceği için bu davranışlarından kaçınılmalıdır.
*Araştırmalar, bu çocukların aileleri tarafından daha az
beğenilip takdir edildiğini, çocukların yerine daha çok
konuşulduğunu ve konuşmalarının daha sik kesildiğini
göstermektedir. Ayrıca okul başarıları, sosyal olarak daha aktif
olmaları gibi özellikleri daha az memnuniyet uyandırmakta ve
anne babaları başka insanların görüşlerine karşı daha hassas
davranmaktadırlar. Bunun yani sıra bu ebeveynler daha az gülen,
gergin, kati disiplin standartları olan çocuklarını daha çok
suçlayıp cezalandıran kişilerde olabilmektedir. Bu çocukların
annelerinin daha huzursuz, disiplinsizlikten çok rahatsız olan,
çocuklarının konuşmalarıyla daha çok ilgilenen, daha az
umursamaz, eşlerinden yada eşlerinin işinden daha az hoşnut
kişiler oldukları görülmüştür. *Bu çocukların kendilerini
olumsuz algıladıkları ve kendilerine güvenlerinin olmadığı
dikkate alınarak aşağılık duygusu, kaygı ve engellenmeye
dayanıksız oldukları unutulmamalıdır. Buna bağlı olarak anne
babaların aşırı koruyucu, dil ve konuşma gelişiminde aşırı
mükemmeliyetçi ve baskıcı tutumlar göstermemeleri gerekmektedir.
Yapılan çalışmalar olumlu benlik kavramına sahip olmanın
kekemelik tedavisinde de yararlı olduğunu, dolayısıyla çocuğun
erken dönemde uygun tedavi programına alınmasının problemle başa
çıkma becerisini arttırdığını göstermektedir.
*Bu çocukların olumlu
özelliklerinin belirlenip dikkatlerini ve ilgilerini bu olumlu
özelliklere çevirmek senlik saygısını arttırarak
*Çocuk kekelediği için
cezalandırmak, suçlamak, konuşmayı kesmesini söylemek, durup
tekrar başlamasını istemek kekelemeyi arttıracaktır.
Kekelemesine değil akıcı konuşmasına odaklanılmalı ve çocuk
cesaretlendirilmelidir. Çocuğun yerine konuşmak veya takıldığı
yerleri tamamlamak iyi niyetli olsa bile zarar vericidir.
Konuşmasını düzeltmekten, "daha yavaş konuşmalısın, yüzünü öyle
yapma" gibi olumsuz cümlelerden kaçınmalıdır. Konuşmaya
başlamadan önce düşünmesini yada derin bir nefes almasını
önermek çocuğun daha da heyecanlanmasına yol açabilir.
*Çocukla iletişim telaşlı bir
havada geçmemeli, çocuğa yöneltilen soruların "evet" ya da "hayir"la
veya kısa ifadelerle yanıtlanabilir olmasına, kendi arzusuyla
konuşmaya başlarsa engellemeden zaman tanımaya özen
gösterilmelidir.
*Duygu ve heyecanlarını ifade
etmesine fırsat verin. Eğer konuşurken zorlanmaya başladıysa
dinlediğinizi göstererek yüreklendirin. Çocuğun nasıl
söylediğinden çok, ne söylediğini dikkatle dinleyin, konuşmaya
müdahale etmeden göz kontağını sürdürün. Çocukla konuşurken
kısa, ve basit cümleler kullanın.
*Zorlandığı sözcükleri
söylemekten kaçınmasını önermek var olan sorunu
düzeltmeyecektir. "Sen yapamazsın, hayır sen cevap verme, dur,
konuşma" gibi ifadeler çocuğun bu zorluğun üstesinden gelmede en
önemli adımını oluşturan özgüveni zedeleyici tutumlardır.
*Her konuda olduğu gibi bu konuda
da yaşına ve olgunluk düzeyine uygun olmayan beklentiler,
çocuğun kaygısını arttırarak daha fazla kekelemesine neden
olacaktır.
*Kekelemek aslında en çok çocuğa
sıkıntı verir ve bu durum anne babayı fazlasıyla üzer. Bu
durumda acıma, kaygı, suçlama olmadan, hafifçe gülümseyerek
"Bazen zor oluyor değil mi?", "Bu kelimeyi söylemekte
zorlanıyorsun galiba" gibi sözler söylemek ve çabasını fark edip
takdir ettiğinizi belirtmek işe yarayabilir.
*Çocukla birlikte vakit geçirmeye
çalışılmalı, nasıl konuşursa konuşsun ona değerli olduğu
hissettirilmelidir.
*Çocuğun hangi ortamlarda daha
akıcı konuştuğunu gözlemleyerek bu ortamlarda daha çok zaman
geçirmesini sağlamaya çalışın.
*Kekemelik hakkında konuşmak tabu
değildir. Yaşadığı konuşma güçlüğü hakkındaki duyguları
sorulabilir, herkesin bazı güçlükleri olabileceği çocukla
paylaşılabilir.
* Kardeşleri ve arkadaşları
çocukla alay ediyor, ondan utanıyor olabilir. Bu durumda onlarla
sinirlenmeden, sabırla konuşun. Tüm insanların zayıf ve güçlü
yanları olabileceğini anlatın.
*Çocuğun iyi beslenmesi ve
yeterince uyuması için süreklilik gösteren bir düzen oluşturun.
*Tanı için üniversite hastaneleri
ve eğitim birimlerine başvurulmalıdır. Tanı ne kadar erken
konulursa çocuğa o kadar fazla yardım edilebilir. Rehberlik ve
araştırma merkezleri, bu çocukların eğitimi hakkında bilgi verme
ve yönlendirme görevini yerine getirirler.
* Kekemelik sıklığını azaltmaya
ilişkin tedavi programlarının çoğunlukla kaygıyı belirgin olarak
azalttığı belirlenmiştir. Tedavi aşamasında kaygının azalmasıyla
kekemelikte ve kaçınma davranışlarında belirgin azalmalar
gözlenmektedir.
* Kişinin kendini, çevresini ve
geleceğini algılamasında yaptığı sistematik hatalara 'Bilişsel
Çarpıtmalar' denmektedir. Bunlar benliğin, dünyanın ve geleceğin
olumsuz değerlendirilmesine neden olmaktadır. Bazı kekeleyen
kişilerin konuşmayla ilgili olumsuz tutumlarının bilişsel
çarpıtmalardan kaynaklandığı düşünülmektedir. Örneğin;
a)Ya hep ya hiç düşüncesi:
"Konuşurken yaptığım hatalardan dolayı kendimi tamamen yetersiz
hissediyorum".
b)Aşırı genelleme: "Kekelemek
yaşamımın her alanında beni kötü etkileyecek". c) Zihinsel
seçicilik: "Okulda gün boyunca güzel şeyler yaptım ama akşam
sadece kekelediğim birkaç dakikayı hatırlıyorum".
d) Başkasının zihnini okuma:
"Kekelediğim için beni görmezden geliyor, kim bir kekeme ile
arkadaş olmak ister ki"
e)Kötü habercilik: "Asla akıcı
konuşmayı başaramayacağım".
f)Duygusal akıl yürütme: " Yeni
tanıştığım biriyle sohbet ederken kekelersem bir daha sohbetten
zevk almam".
g)Gereklilik: "Konuşurken hiç
hata yapmamalıyım".
h)Bireyselleştirme: "Okulda
karşılaştığım tüm olumsuz olayların nedeni kekelemem".
* Kekemeliğe karşı uygulanan
bilişsel terapide bu çarpıtmaları ortadan kaldırma yada
değiştirme amaçlanmaktadır. Terapide üç temel basamak vardır.
Belirleme: Kekeleyen bireyden olumsuz düşünce, beklenti ve
önyargılarını gözden geçirmesi istenir. Gerçeklik
değerlendirmesi: Kekeleyen bireyden bilişsel çarpıtmalarının bir
listesini oluşturması ve her bir maddeyi tek tek mantıksal
temele oturtması ve araştırması istenir. Hatalı düşüncelerin
yerine geçecek olan olumlu düşüncelerin belirlenmesi: Kekeleyen
bireye kendini olumsuz etkileyen bir düşünceye dur diyebilme
öğretilmektedir. Daha sonra yerine olumlu bir düşünce koyması
sağlanmaktadır. Öğretmene Öneriler: *Kekemeliği olan öğrencinin
sosyal ve duygusal gelişimi, akademik başarısı için alınacak
önlemler ve ihtiyaçları sınıf öğretmeni, rehber öğretmen, özel
eğitim öğretmeni, veli ve okul yönetimince değerlendirilmeli ve
uygulanmalıdır.
*Bu öğrencilerin ders başarıları
ve arkadaş ilişkileri izlenmeli ve oluşabilecek olası problemler
dikkate alınarak yerinde ve zamanında müdahale ilişkilerde esas
alınmalıdır. Arkadaşlarının alayına maruz kalan bir çocuğa
anında destek vererek ve diğer çocuklara davranışlarının
etkilerini anlatarak çocuğun çaresizlik ve güvensizlik
yaşamasına engel olunabilir. Bu konuda okul rehber öğretmeninden
yardım isteyebilirsiniz.
*Çocuğun kendini ifade etmesi ve
rahatça konuşabilmesine uygun ortamlar oluşturulmalıdır. Örneğin
normal ders akışı içinde kekelemesi nedeniyle etkinliklere
katılmak, sorulara cevap vermek istemeyen bir çocuğa müzik
dersinde şarkı söyleterek (çocuk kendini rahat hissederse şarkı
söylerken kekemelik ortaya çıkmaz), beden eğitimi dersinde takım
kaptanlığı vererek ya da sınıf önünde zaman kısıtlamasının
olmaması koşuluyla kısa bir şiir okutarak özgüven kazanmasına
yardımcı olunabilir.
*Öğrencinin de isteğiyle sınıf
içinde kekemeliğin ne olduğu, neden oluştuğu ve nasıl
hafifleyeceği üzerine bir tartışma yapılması her iki tarafından
kendini daha rahat ve anlaşılır hissetmesini sağlayabilir.
Böylece her bireyin kendine özgü güçlü ve zayıf yanlarının
olması ve farklılıkları olan bireylere hoşgörüyle yaklaşma gibi
son derece önemli sosyal becerilerde kazanılmış olacaktır.
*Bu çocuklara diğer öğrencilerden
farklı davranmak doğru değildir. Tıpkı diğer çocuklar gibi
kekeme öğrencide üstüne düşen sorumlulukları yerine getirmeli,
kekemeliğini bir sorumluluktan kaçma aracı olarak görmemelidir.
Ancak sınıf içinde sunu yapmak bu öğrencilerin en korktuğu
şeylerdir. Olumsuz bir deneyim bulunduğu durumu iyice
güçleşmesine, özgüvenin sarsılmasına ve sorumluluktan kaçmasına
neden olacaktır. Diğer taraftan konuşma sorumluğundan kaçmasına
izin vermekte yetersizlik duygularını pekiştirecektir. Bu
noktada öğretmenin öğrenciye onu olduğu gibi kabul ettiğini
gösteren bir konuşma yapması ve yüreklendirmesi belki de
izlenecek en iyi yöntemdir. Bu arada önceden planlanan bir
sunuyu anne babasına sunması daha sonra küçük bir arkadaş
grubuna ve en sonunda da sınıfa sunması kaygısını ve dolayısıyla
kekemeliğini azaltabilir.
*Grup çalışmaları, okul korosu
gibi etkinlikler kendini ifade edebilmesi için iyi ortamlardır.
Ancak ne olursa olsun istemediği bir çalışmaya katılması için
asla zorlanmamalıdır.
*Öğrencilerin sırayla
konuşmalarını gerektiren etkinliklerde kekeme öğrencilere
öncelik verilebilir. Böylece bekleme süresi azalacak, gerginliği
ve sıkıntısı da artmayacaktır.
Bu öğrencilere birden fazla
seçeneğin bulunduğu, ayrıntılı ve zorlayıcı açıklamalar
yapmalarının gerekmediği sorular sormak faydalı olabilir.
*Öğrenci kekemeliği hakkında
konuşmak istiyorsa onunla konuşun. Kekemeliğini ve onu olduğu
gibi kabul ettiğinizi ve sevdiğinizi hissettirin. Konuşmak
istemeyen bir çocuğu özellikle hasta, yorgun yada gerginse asla
zorlamayın.
*Konuşurken çocuğa zaman tanıyın,
aceleci, sikilmiş, gergin bir izlenim verirseniz sizden
uzaklaşacaktır. Konuyu aniden değiştirmek yada sik sik sözünü
kesmekten kaçının bunlar akıcı konuşmayı bile engeller.
*Cümlesini onun yerine
tamamlamayın, sözcük eklemeyin. Onun kafasından geçenleri
bilemezsiniz ve ekledikleriniz söylemek istediklerini
karşılamayabilir bu da çocukta anlaşılmadığı duygusunu
güçlendirir.
* Çocuğun söylemekten korktuğu
sözcüklerden kaçınmasını desteklemeyin ve söylemesi için
zorlamayın. Bırakın sözcüklerini kendisi seçsin.
*"Sakinleş, rahatla, konuşmadan
önce düşün" gibi öneriler çocuğun daha da gerginleşmesine neden
olacaktır.
* Öğrencinin nasıl konuştuğuna
değil ne söylediğine odaklanın.
*Vücut dilinizin, bakışlarınızın
ve ses tonunuzun nasıl olduğunu iyi gözlemleyin. çocuğa dönük ve
rahat bir duruş, dudak hareketlerine değil gözlere odaklanmış
bir bakış, acıma, sabırsızlık yada gerginlik içermeyen bir ses
tonu çocuğun kendini iyi hissetmesini sağlayabilir.
*Eğer öğrenci terapi yada destek
eğitim alıyorsa ailesi ve uzmanlarla işbirliği sağlayarak sınıf
içinde uygulanan sürecin devamını sağlamaya çalışın.
kaynak:www.simavaol.com