'Diyet' kelimesi hepimizin
ağzında ama kelimeye dair yanlış bir anlayış söz konusu:
Diyetten, bahsedildiğinde, akla ilk gelenler az yemek ya da
yememek gibi eylemler. Oysa diyetten kasıt sağlıklı bir beslenme
şekli. İster şişman, ister şeker ya da kalp hastası, ister çocuk
olun; diyetten kasıt sağlıklı ve dengeli beslenme
alışkanlıklarının kazanılmasıdır. Kişinin enerji ihtiyacının
yüzde 55'i karbonhidratlardan, yüzde 15'i proteinlerden, yüzde
25-30'u da yağlardan gelmelidir. Bu dengeyi sağladığınız zaman,
beslenme tedavisini halledebilirsiniz. Dolayısıyla, zayıflama
diyetleri de bundan ayrı düşünülemez.
Günümüzde dış görünüm neredeyse her şeyden önemli hale geldiği
için; bu türden estetik kaygılar da, sağlıklı beslenme işini bir
pazar haline getirdi. Oysa zayıflamak isteyen herkes aslında
tıbbi anlamda şişman değil. Bu nedenle zayıflamak isteyen bir
kişinin, öncelikle şişman olup olmadığının tespit edilmesi
gerekiyor. Bunun için de 'Beden-Kütle Endeksi' denilen bir
ölçümden yararlanılır. Ölçüm aralıklarına göre şişmanlık tanısı
konur. Böylece ideal kilonun ne olması gerektiği belirlenir.
Eğer kişi şişmansa, güvenilir bir sağlık kuruluşuna başvurması
gerekir. Şişmanlık, tedavisi zorunlu bir hastalıktır. Tedavi de
diyetisyen, hekim ve hatta psikologların ortak çalışmasını
gerektirir.
Öğün disiplinine uyulmalı
Zayıflamak isteyen herkes, bu işi en kolay, zahmetsiz ve en kısa
zamanda halletmek ister. Oysa alınan kilolar bir haftada
alınmadığı gibi bir haftada da verilemez. Aç kalmak,
şişmanlamanın bir başka yoludur; çünkü bedenimiz açlığa göre
değil, sık aralıklarla beslenmeye göre programlanmıştır. Bunun
için de öğün disiplinine çok iyi uymak gerekiyor. Yemeklerimizi
aralıklı olarak yediğimizde, beden aç kalma tehdidi içinde
olduğunu düşünüyor. Böylece yenilen tüm yiyecekleri depolayıp,
kıtlık dönemlerinde kullanmak üzere yağa dönüştürüyor. Bunu
yaparken de metabolizmayı yavaşlatıyor. Dolayısıyla tek öğünle
beslenmek ve öğün atlamak şişmanlığın nedenlerindendir.
Tek öğün beslenmenin bir adım ötesi ise bulumia, ya da anoreksia
nervoza hastalıklarıdır. Bunlar zayıflama takıntısıyla yememe,
yediklerini kusma gibi davranışlarla ilerleyip, ölümle
sonuçlanabilen ciddi hastalıklar. Bu hastalığa sahip kişiler,
zayıflama takıntıları nedeniyle, kendilerini olduklarından
şişman görme eğilimine ve hep daha fazla zayıflama arzusuna
sahip oluyorlar.
Su içmemek büyük hata
Yapılan en büyük hatalardan biri de su içmemek. Vücudumuzun
yüzde 60'ı su. Bunun için mutlaka yeterince su almamız
gerekiyor. Su aynı zamanda metabolizmayı hızlandırıyor ve
toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı oluyor.
Çok düşük kalorili diyetlerle, tek besinle beslenmede, gerçekten
yağ dokusunun kaybetmek mümkün değildir. Kısa zamanda kilo
verdiğinizde, yağ değil, kas ve su kaybı yaşarsınız. Ayrıca bu
beslenme şeklini bırakıp, eski beslenme şeklinize döndüğünüz
anda, tekrardan kilo almaya da başlarsınız. Üstelik bu kilo alış
çok da hızlı olur. Bu tür kilo alıp vermeler metabolizmayı da
değiştirip, yavaşlamasına sebep olur. Zayıflamada asıl hedef,
beslenme alışkanlıklarımızı değiştirerek bunu hayat biçimine
dönüştürmek ve sürekli kılmaktır.
Egzersiz olmadan zayıflamak hayal
İncelmek için türlü çareler öneriliyor. Bunlar arasında yeşil
çay içmekten, sıkılaştırıcı kremler sürmeye, keten tohumu
yemekten elma sirkesi içmeye kadar pek çok kanıtlanmamış öneri
var. Oysa dengeli beslenmeye başlayıp, bununla birlikte egzersiz
uyguladığınızda, hem zayıflamanız kesinleşir, hem de kalıcı
olur. Egzersizi hayatınıza çeşitli şekillerde katabilirsiniz.
Asansör yerine merdivenleri kullanıp, otobüsten bir durak önce
inebilir, arabayla gittiğiniz yakın yerlere yürümeyi
deneyebilirsiniz. Yeni bir şeyler denemek adına yoga gibi spor
dallarına başlayabilir, ya da bir spor salonuna
kaydolabilirsiniz. Önemli olansa bunları hayatınızın bir parçası
haline getirerek düzenli uygulamaktır.